Ramazan ayı, insanın iç dünyasına doğru yaptığı en uzun yolculuktur. Ancak bu yolculuk gurbet elde biraz daha sessiz, biraz daha içe dönük yaşanır.
Avusturya’da yaşayan binlerce Müslüman için Ramazan, iki farklı dünyanın arasında tutulur. Bir yanda iş temposu, erken başlayan mesailer, farklı kültürlerin içinde geçen gündelik hayat; diğer yanda kalpte taşınan memleket iftarları, aile sofraları ve cami avlularının sıcaklığı…
Viyana’da oruç tutmak, sadece aç kalmak değildir.
Sabahın erken saatlerinde işe yetişirken metroda sessizce Kur’an dinlemektir.
Akşam ezan saatini telefon uygulamasından takip etmektir.
Evde küçük bir sofrayla bile olsa “Elhamdülillah” diyebilmektir.
Burada Ramazan daha bireysel yaşanır belki. Ama bu bireysellik, maneviyatı zayıflatmaz; aksine güçlendirir. Çünkü insan kalabalıkların değil, niyetin samimiyetinin peşindedir.
Avusturya’da camiler Ramazan ayında dolup taşar. Farklı milletlerden Müslümanlar aynı safta omuz omuza durur. Türk, Bosnalı, Arap, Afrikalı… Hepimiz aynı ezana kulak veririz. İşte gurbetin belki de en güzel yanı budur: Çeşitlilik içinde birliğin hissedilmesi.
Ramazan aynı zamanda çocuklarımıza kim olduğumuzu anlatma ayıdır. Kimliğimizi, inancımızı ve değerlerimizi burada yaşatarak aktarmanın zamanıdır. Çünkü asıl mesele sadece oruç tutmak değil; bir kültürü ve inancı yaşatmaktır.
Gurbet zor olabilir.
Ama Ramazan, kalbi memlekete bağlayan bir köprüdür.
Ve belki de bu yüzden…
Gurbet’te tutulan oruç daha derin, daha sessiz ve daha anlamlıdır.
—
Mustafa Kaya





