Viyana’daki kardeşlerime açık açık söylemek istiyorum:
Ramazan, sıradan bir ay değildir. Ramazan bir indirim sezonu değil, bir sosyal etkinlik dönemi değil, bir “hadi iftara çıkalım” modası hiç değildir. Ramazan bir ibadet ayıdır. Ruhun terbiyesi, nefsin dizginlenmesi ve Allah’a yöneliş ayıdır.
Peki şimdi soruyorum:
Gün boyu sabredip, aç kalıp, susuz kalıp; akşam ezanı okununca ilk lokmamızı alkol servisi yapılan bir restoranda mı alacağız?
İftar, yalnızca mideyi doyurmak değildir. İftar bir ibadetin tamamlanışıdır. O sofrada bereket vardır. O sofrada dua vardır. O sofrada şükür vardır. O sofrada mahremiyet vardır. Yan masada şarap kadehleri tokuşturulurken, bar tezgâhında içki servisi yapılırken, bu manevi atmosfer nasıl korunacak?
“Ne var canım, ben içmiyorum ki” demek meseleyi hafife almaktır. Konu senin içip içmemen değil. Konu ortamın ruhudur. Ramazan’ın ciddiyetidir. Bu ayın kutsiyetine gösterdiğin saygıdır.
Viyana’da yaşıyoruz diye değerlerimizi askıya mı alacağız?
Avrupa’da yaşıyoruz diye Ramazan’ı hafifletmek zorunda mıyız?
Kimse kimseye zorla bir şey yaptırmıyor. Elbette herkes özgür. Ama özgürlük, her ortamın her zaman uygun olduğu anlamına gelmez. Ramazan’da iftar sofrası, alkollü bir mekânın parçası olmamalıdır.
Bu mesele entegrasyon meselesi değil. Bu mesele kimlik meselesidir. Bu mesele duruş meselesidir. Bu mesele “Biz bu ayı ne kadar ciddiye alıyoruz?” sorusudur.
Viyana’daki Türk toplumu güçlüdür. Camileri var, dernekleri var, aile kültürü var. Alkolsüz yüzlerce alternatif varken gidip iftarı alkol satılan bir yerde açmak zorunda değiliz.
Ramazan ayı bize şunu öğretir:
Nefsine sınır koyabilmek.
Belki de bu ay kendimize şu soruyu sormalıyız:
Biz gerçekten Ramazan’ı yaşıyor muyuz, yoksa sadece aç mı kalıyoruz?
Ramazan ciddiyet ister.
Ramazan hassasiyet ister.
Ramazan saygı ister.
Ve bazı şeyler bu ayda yapılmaz.
Herkese Hayırlı Ramazanlar Dilerim
Mustafa Kaya





